04 Şubat 2008

İngiltere Bayrağının Öyküsü

Ali IŞINGÖR'ün Moleschino'da yayımlanan yazısından alıntıdır...



"...İngiltere bayrağının öyküsünü bilir misiniz? Ortasından kırmızı, beyaz, mavi çizgiler geçen “Union Jack”ten bahsetmiyorum, o Birleşik Krallık bayrağı. Benim birazdan size bahsedeceğim, beyaz üzerine kırmızı bir haçtan oluşan İngiliz bayrağı…

Madem bilmiyorsunuz, size bu ilginç öyküyü anlatmaya başlayalım…

Hikâyemiz M.S. 303 yılında başlıyor. Dönem, Anadolu’da Hıristiyanların putperest Roma imparatoru Diocletianus tarafından sapkınlık iddiasıyla takibe uğrayıp, işkencelerle öldürüldüğü, saklanmaya çalışan toplulukların Kapadokya’daki peri bacalarını altına kat kat dehlizler açtığı, yeraltı kentlerini kurduğu dönemdir…

Efsanelerle örülü bir hikâyeye göre, Kapadokyalı bir Hıristiyan ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Georgius, inancını saklayarak Roma ordusuna yazılır. Parlak zekâsıyla subaylığa kadar yükselen Georgius, önce Tribunus’luğa ardından da kontluğa yükselir. Genç Georgius’un ulaştığı son mertebe, son derece itibarlı bir konum olan İmparator Diocletianus’un muhafız birliğinin kumandanlığıdır.

Her neyse, gün olur devran döner ve Roma İmparatoru Diocletianus’un imparatorlukta giderek yayılan Hristiyanlık inancına karşı savaş başlatacağı tutar! İmparatorun “Tiz urun kellelerini bu sapkınların!” emrini uygulamayı reddeden “vicdani retçi” Georgius, M.S. 23 Nisan 303 günü Nicomedia (İzmit) surlarının önünde türlü işkencelerle öldürülür. İşkence sırasında Georgius’un gösterdiği dirence hayran kalarak hidayete eren ve salavat getirerek Hıristiyanlığı kabul eden imparatoriçe Alexandra da oracıkta öldürülür…

Georgius azizliğe yükselir ve hikâyemizin birinci perdesi de burada kapanır.

(…)

Roma imparatoru Büyük Konstantin döneminde adına bir kilise yaptırılan Aziz Georgius’un kahramanca ölümü, Hıristiyanlık ile birlikte Avrupa’ya yayılır.

Georgius’un Avrupa’nın en ünlü azizi olmasının öyküsü ise son derece ilginçtir… Hıristiyanlık öncesi dönemde özellikle Kapadokya ve çevresinde yaygın olan pagan inanç/efsane ve ritüelleri başka başka formlara bürünür. Bu efsane şablonlarının en ünlülerinden biri, kötülüğün sembolü ejderha/yılanı yenen kahraman tanrı karşılaşmasına dayanır.

Biliyorum, biraz uzatarak anlatıyorum ama inanın işin sonunda çok komik bir olaylar silsilesi ortaya çıkacak. Moleschino’nun tarih konularının Hercule Poirot’su sizi ne zaman aldattı? İnanın, ödediğiniz paraya değecek…

Hitit fırtına tanrısı Tarhun’un dev yılan İlluyanka’yı öldürme efsanesi, Friglerde atlı tanrı Sabazios’un yeraltı dünyasından gelen yılanla savaşına, oradan da Yunan tanrısı Perseus’un yılan saçlı Medusa’yı öldürmesine dönüşmüş.

Fırtına tanrısı Tarhun kötülüğün sembolü İlluyanka'yı yeniyor!

Hıristiyanlık Roma İmparatorluğu’nun resmi dini olunca, bu güzelim ekşın senaryosunu harcayacak kadar eşşek değiller ya; bu şablonu bir güzel Doğu Roma (Bizans) imparatorlarına yamamışlar. Romalılar, ardından da Bizanslılar imparatorlarını ejderha avlarken çizmişler bol bol..

“Peki, bu hikâyenin Hıristiyanlık ve Aziz Georgius ile ne alakası var?” diye soracaksınız değil mi? Inını nıııın! İşte cinayetin düğümlendiği an:

(…)

Sene M.S. 1190: İngiltere kralı Aslan Yürekli Rişar’ın öncülük ettiği Üçüncü Haçlı Seferi sırasında, İngiltere’nin İngilizce konuşamayan kralı Aslan Yürekli Rişar’ın ordusunu deniz yoluyla Filistin topraklarına getirme ihtiyacı doğmuş. İyi ama bunu nasıl yapacak? İngiltere’nin o zamanlar bir donanması yok ki! Hadi tekneler olsa, orduyu korsan filolarına karşı koruyacak yetişmiş denizciler yok!

Hemen yolu bulunmuş. Dönemin en büyük donanmasına sahip olan Cenevizlilere haraç ödenerek, İngiliz donanmasına Ceneviz bayrağı çekme ayrıcalığı satın alınmış. Londra Kent Meclisi, Ceneviz bayrağını bir meclis kararıyla onaylayınca olmuş mu sana yeni İngiliz bayrağı! :)

Şimdi diyeceksiniz, iyi de bir bayrağa en azından kutsallık katacak bir kahramanlık öyküsü bulunması lazım değil mi? Eh, Aslan Yürekli Rişar’ın ordusu gemilerle Filistin’e vardığında, uyanık kral onu da halletmiş: “Ey ahali, Aziz Georgius’un gömülü olduğu kiliseyi bulduk” demişler ve beyaz üzerindeki kırmızı haça “Saint George Haçı” adını vermişler! Ardından yüzyıllar boyunca dünyanın dört bir yanındaki kiliseleri de beyaz bir at üzerinde, karşısındaki ejderhayı yenen Saint George figürleriyle süslemişler…

Paolo Uccello'nun 1470 tarihli tablosundan

“İyi de nereden çıktı Georgius’un ejderha öldürmesi? Adamcağızı imparator öldürmemiş miydi?” diye soracak olanlara şimdiden söyleyelim: Söz konusu kilise kalıntısı bulunduğunda, duvarlarında “ejderha avlayan İmparator” freskleri varmış, bir başka deyişle Aziz Georgius’u öldüren kurumu yücelten bir öykü… Ne bilsin okuma yazması olmayan İngiliz köylüsü onun imparator olduğunu!

Hele bir de bilseler öykünün aslının Hitit tanrısına dayandığını;)..

Hayat böyle garip işte…

Aziz George Haçı, sadece İngiltere’nin ve Ceneviz’in değil; Barselona, Milano gibi kentlerin armalarında ve Gürcistan (ki bu ülke adını bile bu azizden alıyor) gibi ülkelerin bayraklarında yer alıyor bugün.

Peki, bu bayrağın bugün İstanbul’daki en eski armada da bulunduğunu biliyor musunuz?..."

4 yorum:

DUKE dedi ki...

"Peki, bu bayrağın bugün İstanbul’daki en eski armada da bulunduğunu biliyor musunuz?..."

Peki İstanbul'daki en eski arma hangisidir?

Sokaktan Geçen Adam dedi ki...

Yanlış hatırlamıyorsam MS.330'lu yıllarda Constantin I tarafından hayata geçirilen "İkinci Roma" yani Hristiyan Büyük Roma projesinin bir ayağı olarak Byzantium fethedilir.

Sanıldığının üzere Byzantium, Roma'dan çok önce M.Ö.650'lerde kurulan Megaralı (Greek değil) bir kolonidir.

NOT: "Byzantium" ismi de M.Ö.650'de kurulan bu Megara kolonisinin kurucusu "Byzas"dan gelir.

Constantin I, hem stratejik, hem de ticari olarak önemli olan bu koloniyi M.S.332'de Roma imparatorluğuna katar ve planı dahilinde Byzantium'u yani Constantinopol'ü Romanın yeni merkezi ilan eder.

Artık Constantinopol "Neu Roma"nın merkezidir.

Ancak fethedilen Byzantium tahta kaleden bozma, peh matah bir yer değildir o zamanlar. Roma merkez iken kimse Constantinopol'ü görmeyecektir bile.

Constantin I'de adına yaraşır bir şehir için tarihin en büyük iskan ve şehircilik hamlesini başlatır. Aslında dillere destan o Constantinopol işte o zaman yaratılır.

Constantin'in "Neu Roma" projesi döneminde hem bu yeni merkezin, hem de kurulacak yeni "Hristiyan Roma"nın flamasıdır söz ettiğimiz.

M.S.395'de bu flama ortadan kalkar ancak 14.yüzyılda Doğu Roma surlarında tekrar karşımıza çıkar.

Fatih'in Constantinopol'ü fethettiği sırada surlarda asılı duran Bizans savaş flaması bu flamanın bir modelidir.

Kısaca bahsedilen flama M.S.332-395 yıllarında kullanılan Hristiyan Roma flamasıdır. Bu flamanın neye benzediğini şu an size gösteremiyorum.

Ancak 14.yüzyıldaki Doğu Roma Savaş flamasını merak edenler için: http://www.oramaworld.com/images/flags/4b_300.jpg

Sarper Şoher dedi ki...

Richard Rişar diye mi okunuyor?

mustafa dedi ki...

Aslan yürekli Aslen Norman olduğu için (yani bir frank)Rişard diye okunur ve bilinir zira kendisi de ismini böyle telafuz ediyordu:) Anglo-sakson yani bugünkü ingiliz ulus bilinci çok sonraları oluştu. bu bilinç yanlış bilmiyorsam magna carta dan sonra oluştu. Ama asıl bilinç I. Elizabeth den sonra başlayan ve Cromwell ile zirve yapan protestan inanç ile birlikte bir ingiliz kimliği oturmuştur ancak. Herneyse asıl yazmak istediğim şu idi; Yukarıda bahsi geçen bayrak, hitit efsanesi ve saint goerge a varan bu sisileler aslen sümerler den bu yana bu topraklarda doğan tüm dinlerin temelinde yatan ve günümüzde artık geri dönülmesi zor toplumsal bilinçler oluşturmuş dogmatik tüm fikirlerin kökenlerini toplum ve tarih blogun da safa kaçmaz ın yazılarında bulabilirsiniz, herkesin okuması ve biliçlenmesinde gerekli bir site. saygılar.