29 Şubat 2008

Sadaka Devleti


Yarın işe başladığınızı düşünün. Her hangi bir iş yerinde, her hangi bir maaşla. Pek de kötü bir iş değil. Hani yıllarınızı geçirir misiniz, kararsızsınız. Karar vermek için iş verenle üç aylık deneme sözleşmesi imzaladınız. Sonunda üç ay doldu ve aklınızdaki tüm soru işaretlerini giderdiniz, tamam... İş verenle süresiz sözleşme imzaladınız, artık kadrolu, SSK'lı bir çalışansınız.

Aradan 8 yıl geçti, koca 8 yıl... Tüm emeğinizi 8 yıl boyunca şirketinize verdiniz, zamanınızı, belki de hayatınızı. Talihsizlik bu ya, 8 yıl sonunda şirket yöneticileri bulunduğunuz departmanı kapatmaya karar verdi ve siz de işten çıkarılacaklar listesindesiniz. 8 yılın sonunda işsizsiniz.

İş veren size kapıyı, kapıdan önce de muhasebeyi gösteriyor. Muhasebeden o ayın maaşını, işten çıkarma tazminatını ve kullanmadığınız yıllık izin tutarında ücretinizi alıyorsunuz ancak bir dakika! Kıdem tazminatınız yok.

Muhasebedeki bayan yedi gün içinde çalışma bakanlığına Kıdem Tazminatı için baş vurmanız gerektiğini söylüyor. Sizin aklınızda "iş veren öder" diye kalmış. Doğru ama tam sekiz yıl önce, bir kanun paketiyle devletin kurduğu fona, her ay maaşın en fazla %3'ü oranında pay aktarılması olarak kararlaştırılmıştı.

Ertesi gün Çalışma Bakanlığı şubelerinden birinde bitiveriyorsunuz. "Canım ne önemi var Kıdem Tazminatı'nın" demeyin, artık işsizsiniz. Büyük bir belirsizlik üstünüzde, işten çıkarılırken de sizi en fazla 2 ay idare edecek tazminat alabildiniz.

Kıdem Tazminatı mı? Çalıştığınız her yıl için 30 gün bedelinde maaş alacaksınız, hem de son aldığınız maaş oranında. Bir düşünsenize 8 yıl, her yıl başına 30 gün, hem de son aldığınız maaş tutarından! 8 ay çalışmış gibi...

Kolay kazanılmış bir para değil. Dilek olay 8 yıl bir şirkete sadık kaldınız ve artık işsizsiniz. Ne zaman yeni bir iş bulursunuz bilinmez. Kıdem Tazminatı hem bu sadakatin, hem de işsiz kaldığınız günlerin teminatı aslında. Tüm bunlar göz önüne alındığında o kadar büyük bir para değil.

Siz bunları düşünürken sıra size geldi, gişelere yöneldiniz. Bankodaki fırça bıyıklı memur elinizdeki belgelere, işe giriş ve çıkış tarihine baktı. "Kardeşim sen işe gireli 10 sene olmamış, alamazsın Kıdem Tazminatını" dedi. Doğru ya primler devlete ödeniyor ama 10 yıl dolmadan Kıdem Tazminatı hakkını kazanamıyordun. Sen de oradan paşa paşa çıkmak zorunda kaldın. Elde var sıfır.

Geçmiş olsun...


Şimdi işin dramatik kısmını bir kenara bırakıyorum. Kıdem Tazminatı'nın çalışanlar için hayat, memat meselesi, emeklilik güvencesi olduğunu da bir kenara bırakıyorum. Hani emeklilik yaşının alıp başını gittiği, alınan emeklilik maaşının da IMF politikaları (bazı kaynaklarda İstikrar ya da Uyum Paketleri diye de geçer) yüzünden günden güne enflasyondan bağımsız bir şekilde azaldığı bir dönemde sanıyorum hiç bir çalışan emeklilikte alacağı üç kuruşun, çekeceği eziyetin hayali ile yanıp tutuşmaz.

Madalyonun "emeklilik" yüzündeki katliyam bir kenara, her gün ana merkez binasının önünde yatıp, kalkıp duva etmemiz gereken, bulunmaz Hint kumaşı, yüce hükümetimizin siyasal politikalarındaki yanlış anlaşılmalara dikkati çekmek istiyorum.

Halkımızın oylarıyla seçilen bir parti biliyorsunuz AKP. Gökten zembille inmedi -ama indiğine inananlar var, o ayrı-. Seçilmeden evvel de, seçildikten sonra da bilindiği gibi en önemli ekonomik politikalarını özelleştirme, diğer bir değişle "küçülme" oluşturdu. Hani Sayın Unakıtan çıkıp, espirili, o pembe üslubuyla "Babalar gibi satarım" dedi, sayın başbakanımız da "Ben bu ülkeyi pazarlıyorum" diyerek diyar diyar gezdi ya, hah işte o politikadan bahsediyorum.

Hatta bu politikanın alamet-i farikası olarak kısa bir süre sonra köprüler ve otoyollar da özelleşecek mesela. O zaman çok daha özel bir ülke olacağız. Hani işin o kısmı çok daha eğlenceli... Canım satsınlar, vatanı karış karış, İsrail, Rus, Ermeni, Arap, Amerikan, İtalyan, Yunan şirketlerine satsınlar, devlet de küçülsün laf eden mi var. Bu vatan kurban olsun size! Siz satın biz size değil %47, %147 oy veririz. Canınız sağ olsun...

Devlet küçülüyor da bu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'e ne oluyor? Sayın başbakanım hani küçülüyordu, hani özelleşiyordu devlet? Biz geleceğimizi Avrupa Birliği, özelleştirmeler ve türbana bağlamış bir milletiz! Aman ne yapıyorsunuz sayın Çelik.

Sayın Çelik "İstihdam Paketi" diye bir şey ortaya atmış, Kıdem Tazminat'ı işini de devlete yıkmış. Olacak iş mi? Koca göbekli, tonton liberal dedeler köşelerinden "Sosyal devlet de neymiş, Sosyal Sigortalar Sistemi komple özelleşsin... Ne bu canım, her şeyi devlet mi yapacak!" derken. Olmadı, yakışmadı iktidarcağızım. Kendinle çeliştin ilk önce.

Sayın Çelik, mevcut durum nedeniyle birçok işçinin kıdem tazminatını alamadığına dikkat çekmiş. "Bütün yük işverenin sırtında olsun" anlayışıyla yol alabilmenin mümkün olmadığını dile getirmiş, "İşyerleri kapansın mı? O zaman neyi nereden alacaksınız?" demiş.

Hani sayın Çelik siz inanıyormusunuz maaşların %3'ünü aşmayan aylık primlerle oluşturulacak fondan, kıdem tazminatının ödendiği mali yıl içindeki ortalama ücret üzerinden, 30 iş günü esasına göre geri ödeme yapabileceğinize?

Siz inandınız mı sayın Başbakanım? Haklısınız, biz de inanmadık...

Ancak demokrasilerde çağreler tükenmez. Allah'ın emri o fonda açık olacak, peki o açık nasıl kapatılacak? Devletin bütçesinden ek ödenek çıkartılarak tabii. Kısaca sübvansiyonla. Ha bu ödenek nasıl bulunur? Elde iş yapan KİT de kalmadı ki satalım... Evet! Bildiniz, vergilerle. Hatırlar mısınız bir ara deprem nedeniyle çıkan vergiler vardı ne oldu onlara? Bir şey olduğu yok, kuzu kuzu ÖTV olarak muhtelif faturalarda yaşamlarını sürdürüyorlar. Onlara kardeş gelir, olur biter. Bize ne, vatandaş ödesin...

Ama hükümetimizin bundan başka çözümleri de vardır kuşkusuz. Mesela sayın Babacan rica eder, IMF bize 2 milyar dolarlık bir kredi daha verir. Yahu kim soracak ekonomi iyiye gidiyor da neden hala borç alıyoruz diye. Boşverin canım...

Hani biri sordu diyelim "İhracatta şok artış!" diye hemen kıvırı veririz. İhracat %24 artış gösterdiğinde, ithalat %48 artış gösteriyor, cari açıktan iki yakamız bir araya gelmiyor ama olsun, detaylara takılmayalım.

Diğer yandan İstihdam Pakedinde neler yok ki. İşsizlik ödeneğine zam yapılmış gibi gösterilmiş ama ödenek süresi kesintiye uğratılmış. Hani olmayan ara elemanı teşvik için meslek lisesi mezunlarında SSK prim teşvikleri...

Belli bir yerden sonra iş çığrından çıkmış, iyice seçim vaadlerine dönmüş. Çalışma Büroları, Çalışma Ajanslarına dönecek, şirketlere süreli işçi bulunacak, olmadı part-time işçi bulunacak, insan kaynakları konusunda en büyük taşeron olunacak, iş verenin mali ve idari yükü hafifleyecek, herkese iş bulunacak, kalifiye olmayan işçiler eğitilecek, sertifika dağıtılacak... Peki bilin bakalım bunları hangi fon karşılayacak?

Bunların çoğu şu andaki mevzuatta zaten var, kanunu revize etmek yerine yönetmelikleri revize edip, işin başına da iki tane vizyon sahibi, çalışkan idareci koysa belki "DEVRİM!" olmaz ama en azından sistem adam gibi işlemeye başlar. Sayın Çelik cidden inanmış ama işlerin daha detaylı, daha vurgulu kanun paketleri yaparak düzeleceğine tüm kalbi ile inanmış... Ona da yazık aslında...

Neyse sayın başbakanım laf lafı açtı, gündemden saptık. Kısaca sayın Çelik'i size şikayet ediyoruz. Sayın Unakıtan'ın da dediği gibi "Bu ne komünistlik canım!". Her işi devlet mi yapacak? Devlet elini, eteğini çeksin...

Hadi hadi sayın Çelik, bu sistem gelirse kapanacak iş yerini değil de yaşanacak devrevi işsizliği bir hesaplayın. "Sosyal Sigortalar Sistemi için devlete acil ödenek gerek" diyemiyorsunuz da. Bakın özel hastaneler isyan ediyor. %8'den fazla SSK'lı hastalardan fark alamazsınız dendi diye.

Sayın Çelik ne işe yarayacak bu fon? 10 yıl boyunca %3'lük primler fonda birikecek, kimse dokunmayacak. Eee, eee'si tepe taklak giden Sosyal güvenlik sistemini 10 yıl boyunca bu paralar çekip, çevirecek. Sonra? Sonrası Allah kerim, kim öle kim kala... "Kıdem Tazminatı" gibi güzel para cukka edilmez mi?

Sen de haklısın sayın Çelik. Dilin varmıyor Sigorta Sistemi çöktü, biriken eski primler enflasyonla eridi demeye, yahu sanki devletin uçan kuşa borcu yok da... Unakıtan da biliyor özelleştirmenin bu gediği kapatmayacağını. Ama olsun enflasyon rakamlarını tutturamadık, cari açık almış başını gidiyor, Sosyal Sigortalar Sistemi var ile yok arası, ne yapalım. Dünyanın sonu değil ya... Hay ağzına sağlık sayın Unakıtan "Ne yapalım, dünyanın sonu değil ya."

Peki ne yaparız sayın iktidarcağazlarım? Biz de kısa vadede işçilerin alım gücünü düşürmek yerine, uzun vadede düşürürüz. Kısa vadede piyasalar canlı kalmaya devam da etmiş olur. Süpersiniz bakanzadelerim!

Çalışana hakkını vermek yerine, fakir fukaraya kömür, makarna, çay, ekmek dağıtmak daha çok prim yapar. Yani garibana iş yereceğine, ekmek ver ki sana bağımlı olsun. Hani ekmek parası değil mi? İşte size bedava ekmek! İcraat yapıyor benim hükümetim, icraat!!!

Ampulüne, takiyene, sadakana kurban! Yaşa AKP yaşa!

3 yorum:

Forza dedi ki...

Baktık olmuyor , kellemiz önümüzde anamızı da alıp gideriz canım.

Adsız dedi ki...

Tebrikler,iyi analiz!Daha ne denebilir ki...

OttO dedi ki...

O %3leri "Bireysel Emeklilik" şirketlerinde ve yatırım fonlarında değerlendireceklermiş. Yani bu şekilde planlıyorlar ödemeyi güncel şekilde yapabilmeyi. Bu da bir nevi özelleştirme bana göre. Oh, yatırım, bireysel emeklilik şirketleri avuçlarını kaşıyor şimdi...
Alsınlar anasını satayım %547 alsınlar, işyerinde deli gibi savunan adamları görüyorum, bıktım laf anlatmaya çalışmaktan. Hz. Nuh gibi oldum ama tufan geldiğinde gemi de olmayacak ona yanıyorum...