
Hakkı olduğu var sayılan...
Batıda da, doğuda da hep itilip kakılan...
Bir türlü "insan" yerine konmayan...
Erkeğin hayallerinin kıvrımlı "metası", evinin kadını, çocuklarının anası...
Kadınlar...
Ve sanki bunu bilmezmiş gibi, hatta dalga geçer gibi onlara adanan günler...
Mayısın İkinci Haftası
Doğuran kadının günü... Belki kendi rızasıyla, belki de zorla ama doğuran... Doğurgan kadının günü... Kendine çoktan biçilmiş bir rolün, sessiz sedasız kahramanının günü.. Doğuramayan hem cinslerinin "yarım", evli olmayanlarının da "iffetsiz" sayılıdığı bir dünyada yaşayan "anne" rolündeki kadının günü...
8 Mart
Ataerkil, şoven erkek dünyasında "üreten kadın" karakterine bir sadaka mahiyetindeki... Sonra da utana, sıkıla ama yine aynı "sadaka" edasıyla tüm kadınlara mal edilen saçma, sapan bir gün... Hem de yüzyıllar evvel tüm dünyayı erkek egemonyasına emanet ederek...
Utanıyorum efendim, utanıyorum kendimden...
Ellerim titreyerek, yutkunarak, utana sıkıla, tiz bir sesle kendime söyleyebildiğim bir gerçek yüzünden...
Bugün yine kadınların, kadın olamadıkları bir dünyada yaşadığımı hatırladım efendiler ve utanıyorum kendimden...
Uzun saç, küpe, çocuk, yemek, çamaşır, bulaşık, evin kuytu köşesi, baş örtüsü, makyaj, namus, bilezik, etek...
Utandım efendiler, rollerine kuzu kuzu boyun eğdikleri, gıkları bile çıkmadığı, hep o yaşlarını içlerine akıttıkları için utandım...
5 yorum:
arkadaşım neden utandığını anlamadım açıkcası. Ataerkil veya anaerkil gibi artık kalıplaşmış laflar inanki can sıkıyor. Sonuçta eğer tanrı ya inanıyorsan bu düzeni o kurmuş, inanmıyorsan doğal olarak güçlü olan kazanır ve kaynakları yönetir...Ve de şunu unutmamak gerekir ki o da erkekleri doğuran ve de ilk bilinçlenmesini sağlayan yine kadınlar annelerimiz. artık modern dünyamızda eğitim eşitliği mevcut kadınlarda kendilerini eğitip, iş-eğitim-bilim-sanat dünyasında hem cinslerine yardımcı olabilirler. Ama bu onların doğalarına aykırı (cinsel rekabet).Sonuçta dünyayı erkek faşisti gizli örgütler yönetmediğine göre mücadele edip haklarını kendileri koparacaklar, yoksa utanç duyulacak ve de ağlayacak bir durum yok... saygılar.
Merhabalar,
"Ataerkillik" ya da "anaerkillik" insanın canını sıkması için yaratılmış terimler değildir. Bu sebeple müsterih olunuz. Lakin ataerkil bir toplumda, kadınlar şiddetli bir şekilde eziliyor ya da baskı görüyorsa tabii ki bu can sıkabilir. Bazen de bu "gerçeği" birilerinden duymak can sıkabilir...
Tanrıya inanmak ya da inanmamak, insanoğlunun kendi eliyle yarattığı zulmü, akla ve mantığa uymayan davranışları meşru kılmaz.
Birey, kadın ile erkeği eşit yaratan, ikisine de insan diyen bir tanrıya da inanabildiği gibi erkeği her daim üstün tutan bir tanrıya da inanabilir. Kavram olarak "tanrı" tek olsa da birey için tanrıya inanmanın pratiği tek değildir. Hal böyleyken bireylerin kendi "tanrı" ve inanç pratiklerini yarıştırmaları ve yaşam pratiklerini savunurken kaynak kabul etmeleri kadar abestle iştigal bir hadise olamaz.
Kadın hakları konusunda bu "tanrı" zulmünün nerelere varabileceğini "Cadı Avları" konusu gözler önüne sermektedir.
Diğer yandan (tanrıcı) idealist olunmasa bile, metaryalist bir perspektifte bile güçlü-güçsüzün orantısız çatışması doğal değildir.
Materyalist çerçevenin hatalı doğa telafuzu ile bu orantısız çatışma mümkün gözükse de modern bilimin gözüyle en vahşi yapıda bile bir denge ve güç eşitliği bulunmaktadır.
Klasik materyalist görüşün bu hatalı okuması doğru olsa bile insan ile hayvan arasında fark vardır. Hayvan etik sorgulamadan muaftır, oysa insanın kendi içinde etik muhasebesi vardır. Eğer bu farkı yok sayıp, insan kendine "hayvan" yakıştırmasını yapabiliyorsa zaten "kadın", hayvan için ufak bir ayrıntıdır.
Bireylerin yetişmesinde anne (kadın) faktörünün yoğun olmasına rağmen ataerkilliğin korunması doğru bir noktadır. Ki Anadolu'nun yatsınamaz bir gerçeğidir. Bu durumu kadının, "kadın" olamama, erkeğin dayattığı "kadın" rolüne iteat etmek olarak açıklamak da mümkündür.
Diğer yandan yukarıda belirtildiği üzere kadınların kendi aralarındaki rekabetten kaynaklanan bir kurumsallaşamama, erkeğin karşısında fiziksel güç olarak zaten güçsüz durumdayken kurumsal olarak da güçsüz kalması utanılacak bir durum değil midir?
Kadının kendini dile getirmede, savunmada erkeğin yöntemlerini kullanmasını beklemek haksızlık değil midir?
BM'nin hazırladığı "Dünyada Kadın Hakları" başlıklı rapora göre;
Dünya ülkelerinin parlamentolarındaki temsilcilerin %82'den fazlasının erkek olduğunu göz önüne alırsak. Evet dünyayı erkek faşist örgütler yönetmektedir.
Diğer yandan dünyanın hatrı sayılır çok uluslu şirketlerinin yöneticilerinin ve yönetim kurulu üyelerinin gene %80'inden fazlası erkektir.
Üst düzeyde kadın ayrımcılığı konusunda ise ABD başı çekmektedir.
Gene medeniyetin beşiği saydığımız Avrupa'da bile kadınlara yönelik ayrımcılık hiç de az değildir. Uygarlığın göbeğinde bile işin ne kadar tiksindirici boyutlara gelebileceğini "Sarah Nevin Locker" ismini araştırarak öğrenebilirsiniz.
Diğer yandan ülkemizdeki kadın haklarının durumu açıklamaya gerek dahi duymuyorum. Hukuken korunan ama iş pratiğe gelince görmezden gelinen bir zümre...
Türkiye'deki kadının yazıya geçmiş son durumunu merak edenler, AB parlamentosunda 13.02.2007 tarihinde kabul edilen "TÜRKİYE'DEKİ KADIN HAKLARIYLA İLGİLİ RAPOR"dan geç de olsa öğrenebilirler...
Diğer yandan bunların hepsi dış mihrakların koplosu da olabilir... Kadınların iş gücüne katılım oranının düşük olduğu, ekonomik özgürlüğü olmayan kadının, hem ekonomik, hem sosyal, hem de siyasal olarak erkeğin altında ezildiği bir dünyada da yaşamıyor olabiliriz...
Gördüğümüz (göremediğimiz) gerçek:
"Kadının yeri kocasının yanıdır", "karnıdan sıparyı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin" zihniyetini benimsedikten sonra çaydan bir yudum alıp "la kız, ben senin bir dediğini iki etmedim mi!" diyerek omzunu dürtmenin ve bu dürtme vesilesiyle kadına değer (hak) vermiş olmanın dayanılmaz huzuru da olabilir...
Kim bilir...
Neden utanalım ki? Neden üzülelim ki?
Deliyim galiba...
Boşverin siz...
Haydi hayırlı günler...
Eğitimden kaynaklanıyor herşey. Çocuk yaşta okumaya gönderilmemiş bir kız çocuğu , büyüklerinden gördüklerini öğreniyor onları alıyor, sonra onları yaşıyor. Yanlış anlaşılmasın ezilme konusunda değil bu dediklerim. Kendini ezmelerine karşı koyacak kadar ekonomik bağımsızlığını kazanmayanları diyorum. Hoş ekonomik bağımsızlığı olan bir kadında bu tür şiddet ve ezilmeyle karşılaşıyor ama.
"Utandım efendiler, rollerine kuzu kuzu boyun eğdikleri, gıkları bile çıkmadığı, hep o yaşlarını içlerine akıttıkları için utandım..."
Kendilerine korumaları öğretilmiyor, kendilerini koruyacak kadar güçlü değiller. Üzülüyorlar içlerine akıtıyorlar, ve fazla narinler. Kendi adlarına bir şey yapamıyorlar çünkü ya öyle görmüşler ya da başka bir tercihi yok.
Siz utanmayın, 21. yüzyılda kadınları insan olarak değil, boyunduruk altına alınacak bir mal olarak görenler utansın!
Evet mücadele etmemiz lazım ancak, durum öyle göründüğü kadar basit değil maalesef.
Bir kere doğuştan itibaren belirlenmiş rolleriniz kabul ettirilir size. Tüm biçilen rollerin son derece normal, söylenildiği gibi olmak zorunda olduğunuz hissettirilerek büyütülürsünüz. Ancak şanslıysanız okuyarak, görerek bunun normalliğini sorgulamaya başlarsınız. Tabi görmekle de bitmiyor iş.
Babanız, abiniz başınızdadır her daim. Bir kere fiziksel güç kullanılarak sindirilmeye çalışılır. Kalbe yerleşen güzelce bir korku salınmalıdır, fiziksel güçten anlamıyor mu, özgürlüklerini sınırlar, sözel şiddet kullanılır, amaca giden her yol mübahtır ne de olsa.
Kimisi size sadece cinsiyet yönünden bakar ve aklınızın kıt olduğunu iddia eder. Sadece metasınızdır, bir eşya gibi, ihtiyaç gidermek için kullanılan.
Bu ötekileştirmecilik büyükşehirlerde daha azdır gibi bir düşünce olsa da, zihniyet genelde aynı maalesef.
Tabi biz kadınlara düşen bu hakların bize öyle durduğumuz yerde verilmeyeceğinin farkında olmamızdır. Ama işte hep sindirilmeye çalışılmış bir kadını, bunu başaracağına nasıl inandırabiliriz ki? Veya ben inanıyor muyum ki? Bir kadının ailesine meydan okuması göründüğü kadar kolay mıdır? Sadece ekonomik bağımsızlıkla bitmiyor ki iş? Başka bir çok etmen var.
Bir kadın en çok inanmadığı için göz yaşlarını içine akıtmak zorunda kalıyor. Kimisi ise bir meta aracına geldiğinin farkında olmadan hiç bir ayrımcılıkla karşılaşmadığını düşünüyor. Ezilenler bunun değişeceğine inanmıyor ki dirensinler, akşama gözünün morartılması var işin sonunda.
Yorum Gönder